Hoşgeldiniz

Günümüzde Türkiye’deki yeşil hareket, herhangi bir siyasi parti ile ilişkilendirilmediği yıllarda dahi görülmemiş bir biçimde gündem dışında kalmış, yeşil hareketin içerisinde mücadele eden kişiler, parti programlarında yeşil düşünceden etkilenenler de dahil olmak üzere, seçime katılabilen siyasi partilerin ne örgütlerinde ne de milletvekili listelerinde yer alabilmiştir.

Açıkça ortadadır ki mevcut siyasi yapılar, hem yeşil hareketin içinde yer alabileceği özelliklere sahip değildir, hem de yeşil harekete yer verme arzusunda değildir. Bu bağlamda yeşil hareket, kendi yolunu çizmek üzere uzun soluklu bir yürüyüş için bir araya gelmeli ve kendini ifade edecek yeşil bir siyasi yapı için ilk adımı atmalıdır.

Bizler bu çabanın içerisinde olacağız. Şimdiye kadar olduğu gibi, bu toprakların yeşil hareketini güçlendirmek ve yaygınlaştırmak için çalışmaya devam edeceğiz.

Bildirge ve Açıklamalar

  • 2011 SEÇİM BİLDİRGESİ

    YEŞİL VE SOL ÇALIŞMA GRUBUNDAN KAMUOYUNA

     2011 SEÇİM BİLDİRGESİ

    Yeşil ve Sol Çalışma Grubu olarak;

    • Ülkenin dört bir yanında yürütülen çevre mücadelelerine gösterdiği destekle duyarlılığını ortaya koyan halkımızı; apolitikleştirerek sindirmeye çalışanlara karşı bütünleşerek çoğalmak ve seslerini meclise taşımak üzere tüm çevreci adayları desteklemeye çağırıyoruz.

    Yeşil ve Sol Çalışma Grubu kuruluş amacı ve sorumlulukları kapsamında;

    • Doğal kaynaklarımızın ulusal ve uluslararası şirketler tarafından yağmalanmasına, yaşam alanlarımızın yok edilmesine, doğanın tahrip edilerek ekolojik dengenin bozulmasına dur diyebilmek adına; antikapitalist, doğa ve emekten yana, eşitlikçi, özgürlükçü, dayanışmacı çevre mücadelesinin şekillenmesine katkı verebilmek için
    • 2011 genel seçimlerinde; nükleer santral karşıtlığına programında yer vererek seçime giren tek parti olan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) listelerinden seçime katılacağımızı duyuruyoruz.

     YEŞİL VE SOL ÇALIŞMA GRUBU 2011 GENEL SEÇİM PROGRAMI

     Dünya hızla kirleniyor ve artık yaşamı hissedilir biçimde zorlayan küresel ısınmanın da etkisiyle bu hız daha da artmaktadır. Bu hızlı kirlenme ve doğanın tahribine yönelik girişimler ülkemizde karşı mücadele süreçlerini de beraberinde getirmektedir.

    Ülkenin dört bir yanından, maden ocaklarına, hidroelektrik santrallere, termik santrallere, nükleer santrallere, çimento fabrikalarına, çöp yakma tesislerine, golf sahalarına yönelik mücadeleler seslerini yükseltmektedir. On binlerce insan, deresi, vadisi, ovası uğruna yollara dökülmekte; hukukla, bilimle, düşünce ile mücadele vermektedir.

    Hem iktidar hem de muhalefet partileri, eski anlayışlarını ve düşünce tarzlarını sürdürmekte; doğayı, tarımı ve hayvancılığı masrafa değmez bir uğraş, çevrecileri de ekonomi düşmanı olarak görmekte ve medyaya bu şekilde göstermektedirler.

    Oysa gerçek çok farklıdır; Türkiye’nin bütün akarsu ve körfezlerinin kirlenmesine yol açacak, ağır bir sanayi kurmasına gereksinimi yoktur. Keza etkisi yüzyıllar sürecek altın madenciliğine de, vadilerini ortadan kaldıracak barajlara da, tarım alanlarını kirletecek kömür santrallerine de, ne zaman patlayacağı bilinmeyen ve çok riskli nükleer santrallere de ihtiyacı yoktur.

    Türkiye’deki üretimin en önemli kaynakları tarım ve hayvancılıktır ki alternatif yaşam anlayışı ile sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir geleceğin, üzerine inşa edilebileceği gerçek zenginliğimiz: doğamız ve onunla bütünleşik yaşamımızdır.

    Binlerce yıldır özenle koruduğumuz doğruluk, dürüstlük, emeğe saygı, insana saygı ve sevgi gibi değerlerimizin kaynağı, doğa ile kurduğumuz ve asla vazgeçmediğimiz bağlarda saklıdır. Şimdi tüm bu değerlerimiz kime gittiği belli olmayan daha fazla sermaye uğruna yok edilmektedir.

    12 Eylül sonrasında başlayan ve geçtiğimiz 8 yıl boyunca, AKP’nin tek başına iktidarında da değişmeden süren tek şey; gücünü doğa ve toprak ile olan bağımızdan alan bu değerlerin tahrip edilmesidir.

    AKP, bu ülkede kendi yandaşları dışında kimseye huzur ve mutluluk getirmemiştir, getirmeye de niyeti yoktur.

    İnsanlarımız doğadan ve doğal yaşamdan kopartıldıkça, sadece başbakanın değil aynı zamanda patronunun da her dediğini yapmak zorunda kalan modern çağın kölelerine dönüşüyor. Yaşama tutunacak bir toprağı, o toprakta gerçekleştirdiği özgür üretimi olmayanlar, savrulup gidiyor.

    Doğayı kirletmeyecek yenilenebilir enerji yatırımları ile ülkenin her yerinde, her köyünde enerji üretilebileceğini, böylece büyük santrallere gereksinim kalmayacağını savunuyoruz. Güneş enerjisi su ısıtma gereksinimimizin tamamını sağlayabilir. Rüzgar ve biyogaz tüm köylerde kurulabilir. Petrolden bağımsız bir enerji ve ekonominin altyapısı inşa edilebilir.  

    Kırsal alan hızla terk ediliyor. Kırsal üretim giderek azalıyor. İthal et, ithal buğday ile daha ne kadar kesemizden yiyeceğiz? İktidar’ın kamu varlıklarını satışı bir yana, bu ülkenin insanları da elde avuçta ne varsa satıyor. Her şey bankaların ve onun dış uzantılarının eline geçiyor.

    Bu tarz ekonomi; büyük sermayenin petrol, kamyon, lastik, kimyasal şirketlerine yarıyor.

    Bizlerse, doğal tarım ve hayvancılığın birbirini destekleyeceğini, çok daha fazla insanın kentin cenderesinde boğulmadan kırsalda özgürce ve eşit yaşayabileceğini savunuyoruz.

    Bizler, turizmde de doğa ve emek sömürüsünden başka bir şey olmayan dev oteller yerine, ev pansiyonculuğunun teşvik edilmesiyle, dünya halkları ile daha yakından ve içten birliktelikler kurabileceğimizi, hem kendimizi daha iyi anlatacağımızı, hem de emeğimizin karşılığını şirketlere transfer etmeden doğrudan alabileceğimizi vurguluyoruz.

    Trol, Gırgır, Iğrıp ve Manyat gibi dip avcılığı ile yok edilen balıkçılığımızın, olta balıkçılığı ile sürdürülebilir kılınacağını, endüstriyel ve kentsel atıklara bağlı deniz kirliliğinin engellenmesi ile bugün ölmekte olan denizlerin kurtarılabileceği ve bunun birçok insana çalışma alanı da sağlayacağını savunuyoruz.

    Eğitim ve sağlık gibi toplumsal konularda, geleneksel yaşam bilgisini de içerecek şekilde, yurttaşların toplumsal karar süreçlerine dâhil edilerek sunulan hizmetin daha verimli olacağına inanıyoruz.

    Bizlere vereceğiniz destek, özgür, eşitlikçi ve ekolojik bir Türkiye için mücadeleye verilen bir destek olacaktır.

    İnsanca yaşam, nükleersiz bir yaşamdır!.. 

    SOMUT POLİTİK DURUŞUMUZ

     1- Nükleer Santral Kurulması:

    ·         Türkiye'nin Akkuyu'da yapılması için Rusya ile imzaladığı nükleer santral anlaşmasının fesih edilmesi.

    ·         Sinop’ta ya da Türkiye'nin herhangi bir yerinde yapılması planlanan nükleer santrallere karşı çıkarak anlaşmalara engel olunması

    2- Maden Yasası:

    ·         Ekolojik yıkıma davetiye çıkaran maden yasasının değiştirilmesi

    ·         Türkiye'de altın madenciliğinin ve siyanürle yapılan tüm işlemlerin durdurulması

    3- HES, Termik Santral ve Çimento Fabrikaları:

    ·         Ekolojik yıkıma neden olan ve bölge halkını göçe zorlayan, halkın istemediği baraj, termik santral, hidroelektrik santral ve çimento fabrikası ve benzeri endüstriyel projelerin iptal edilmesi

    4- Tarım:

    ·         Büyük toprak kirleticileri olarak, yapay ilaç ve yapay gübre kullanımına ilişkin ikincil sübvansiyonların kaldırılması

    ·         Petrol bağımlılığına neden olmayacak mazot fiyatlarının önerilmesi

    5- Tohum Yasası:

    ·         Ulusal ve uluslararası tohum tekellerine yarayan sertifikalı tohum desteğinin kaldırılması

    ·         GDO'lu tohum ve ürünlerin ülkeye girişinin ve üretimde kullanılmalarının yasaklanması

    ·         Organik tarımın sermayenin tekelinden çıkarılarak ve küçük çiftçiler tarafından uygulanması ile tüm halka aynı koşullarda ulaşmasının sağlanması

    6- Ekolojik dengeye zarar veren büyük turistik tesisler ve ticari amaçlı golf sahalarının inşasına izin verilmemesi

    7- Binlerce aileyi evsiz bırakan, orman alanları ve su havzalarını sermayenin yağmasına açan Kentsel Dönüşüm ve İstanbul 3. Köprü projelerinin iptali

    8- İşyeri ve çalışma koşullarının yeniden insanca düzenlenmesi, çalışma saatlerinin ve emeklilik yaşının düşürülmesi

    9- Kadınlar ve çocukların; baskı, cinsel istismar ve şiddet görmesinin, öldürülmelerinin engellenmesi

    10- Eşcinsellere uygulanan baskı ve ayrımcılığın her alanda önlenmesi

    Yeşil ve Sol Çalışma Grubu

    Nisan - 2011

     
  • Europe, Europe, hear our Voice

    Europe, Europe, hear our Voice…

    The European Green Party will hold council meeting in 7th-9th November in Istanbul. Energy security, situation of Ukraine, situation of Middle East and Turkey, Future of Europe and Role of Turkey are at the agenda. We would like to present our opinion hereby as a green individual who are living in this territory (country).

    To make you remember, The Green Group in The European Parliament held a meeting in Istanbul in 2004, during that time they gave full support to The Justice and Development Party (AKP) Government, as Joshka Fisher and Daniel Cohn-Bendit at the leading position, for full participation of Turkey in the European Union as a contribution to both for the European Security and democratizing of Turkey.

    Within last 10 years, even green subjects (issues) are at the top of global agenda; the Green Parties either made no progress or regressed across the Europe. They lost the status of power from the coalition party in Germany; EU constitution was not accepted in referendum which was fully supported by Greens. Meanwhile many economic crisis occurred throughout EU countries, pursuing enlargement and were formed “bureaucrat interim governments”. The full membership of Turkey was procrastinated, effectiveness of the European Greens who support EU and its enlargement in many issues of global politics regressed, and meetings about climate change lost its meaning within hard bureaucratic structure and growth.

    While the European Greens are discussing future of the Europe and role of Turkey, first of all they should primarily bring this issue into question; they should propose a serious political step forward unity of citizens and not from states, governments and leaders’ unity. As last ten years showed us, problems necessitating participation of whole humanity like global warming and climate change cannot be solved without presenting a solution which is acceptable and has alternatives for today’s situation in terms of how to run the world. In this regard, trying to form this option is irrecusably priority duty for the European Greens with respect to their situation within global green politics.

    The Green movement by its very nature cannot be imprisoned in comfortable but soulless saloons and cannot stay far from streets and festival. Therefore this political step can also be supported by an organizational step which includes again a movement that will increase actuality of base by self-criticism of party and foundation administration.

    Third, togetherness with socialists in addition to social democrats should be taken into agenda in order to act together by not doing something reluctantly. This, what mentioned above, is necessary for both setting power of street and downgrading domination of companies in forming global administration option.

    For last ten years, green movement in Turkey despite forming a party supported by the European Greens from within, presented a disorderly and ineffective existence and was in the shadow of the socialists and Kurdish politics effects. Party’s uniting with EDP did not change period, connections working between movement and party could not be formed. Party remained far from public interest and political scene. Regarding this situation, as ones hurrying up to party within movement, wrong choice of green foundations acting together with them has also a role in terms of both political and organizational issues.

    On the other hand Erdogan and AKP (The Justice and Development Party) who are supported by the European Greens in this period leaving aside EU accession period by increase of public support behind, changed its target towards being a global power rather than regional and tended towards implementations which are repressive and having no legality, leaving aside democratic reforms within this scope. He continues to hold stick and use mercilessly when period gets out of his control in terms of both for the period of solving the Kurdish problem and situation of carrying democratic demands into streets.

    Either central or local government implementations of AKP brings about both ecologic and social destruction, wounds originating from this destruction are dressed by government with religionist way. The method for development of radical structures in Turkey are cleared via religionist expression pumped into public opinion everyday actually by Erdogan and also via governmental action tolerating or ignoring (although Turkey is a laic-secular State) Social polarization is gradually sharpened, arming is gradually increasing, and brutal violence is becoming common and reason of harsh security actions.

    When you have looked at the issues of population, migration, labor, energy and nuclear, it is very clear that AKP conducts policies which are in accordance with being a global power. Demanding four children from newly married people, trying to limit operations for abortion and cesarean; as efforts to increase domestic population, allowing for cheap labor migration from Africa and Asia countries, all neighbors (Georgia, Azerbaijan, Armenia, Iran, Iraq and Syria) by loosening eastern border, urbanization supported by crazy metropolitan projects and transportation investments, energy investment plans much above actual demand cue a country of 100 million and Istanbul of 20 million by 2023.

    Breaking strength points against enlargement tendencies with domination built on military and intelligence services shows tending towards an understanding intervening in neighbors that may go beyond watching energy resource and ways in accordance with global role models and leaving aside philosophy of “peace at home, peace in the world” that grounds on preserving borders of country in establishment.

    Above all, it ensures moving like a single organism by forming economic and social dependency of this base, guaranteeing ballot box and thus future of government and hectoring around places where lived to rivals at the same time by an organization ensured at base around religion and becoming integrated with state institutions.

    In this current situation a conflict between repressive understanding which was brought by efforts to be a global power as soon as possible and ones having libertarian thought is inevitable. That religion pressure would be at the core of this conflict is obvious. Therefore it will be difficult to keep a religion on the ground within this environment where moderate thoughts like “service movement” (one of the biggest religiously sect) will become problem. The Kurdish movement, as army units continue to exist will not able to go beyond violence- spiral. In addition conflicts around religionist-question may also cause this politics which have top management including libertarian individuals losing its massive future.

    It is not easy for green politics that cannot form a base yet in this frame to find a place to hold on but it should stand by libertarian thought in all circumstances. In this regard, to work with CHP (The Republican People’s Party) and socialists as a partner for green politics in Turkey is not an option but must.

    Regarding green individuals who will form movement that will arise from within party, forming a green connection and network between rural area and city via food and attempts to have a new life and migration which will be through Anatolian rural areas in as much as coasts seems advisable in a conflict environment where it seems to take at least two decades. This is also a manner that will empower modernization, industrialization and urbanization critics of green politics. Integration of ecology interveners in this network is an important issue and will only be possible by a period that should be moved by patience.

    In conclusion regarding the European Greens, role of Turkey in future of the Europe is up to attitude that will be developed towards religiosity in as much as islamphobia and whom to work with in order to do politics together in Turkey.

    Kadir DADAN

    31th October 2014

     

     

     

     
  • Yeşil ve Sol’un Kısa Tarihi, Yeşil Hareket ve Siyasi Muhatabı

    Yeşil ve Sol’un Kısa Tarihi, Yeşil Hareket ve Siyasi Muhatabı

    2014 baharında yeni bir Yeşil ve Sol buluşmanın öncesinde şimdiye kadar kat ettiğimiz yolu kısaca değerlendirmekte yarar var. 2007 yılı sonunda ortaya attığımız ve başlangıçta “YeşilSol”, kısa bir zaman sonra da “Yeşil ve Sol” isimleriyle peşinden koştuğumuz bu görüşler, biz merkezinde olmasak da, birçok siyasi yapı tarafından benimsendi ve benimsenmeye devam ediyor.

    Bu süreç içerisinde, çalışma grubu olarak bizler, uluslar arası boyutu da içermek üzere açık bir tartışma yürüttük ve hiçbir zaman sahiplenici, yol gösterici, “öğreten adam” pozisyonunda olmadık. Önceliğimiz kendimizi yaşamak, kendimizi gerçekleştirmekti.

    Belki bunun da etkisiyle, aynı kökten geldiğimiz Yeşiller Partisi’nin, Eşitlik ve Demokrasi Partisi ile olan birleşmesinde, bizimle doğrudan ya da dolaylı görüşmeler yapılmamasına rağmen, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ismini almasına, usul ve üslup dışında çok da itiraz etmedik.

    Bununla birlikte siyasi çalışmalarımızı yürütürken, kuruluşunda ve gelişme sürecinde yeşil hareketin de yer aldığı Özgürlük ve Dayanışma Partisi ile yerel ölçekte birliktelikler sergiledik.

    Keza bir çatı partisi fikrini desteklesek de, hem politikasına kimlik siyaseti damgasını vurduğu, hem de tavandan tabana doğru inşa edildiği için, görüşlerimizin bir kısmını içermesine rağmen HDK ve HDP süreçlerine açık bir destek vermedik.

    Süreç içerisinde bir çalışma grubunun ötesinde bir harekete dönüşmek için çabalarımız oldu. Ancak bunun toplumsal bir karşılığını bulamadık ve yeşil hareketin bir parçası olarak kaldık.

    Bugün geldiğimiz noktada, bir çalışma grubu olarak kalmakla bireysel açıdan bir sıkıntımız yok. Yürüttüğümüz teorik ve pratik çalışmaları herhangi bir sıkıntıya düşmeden sürdürebiliriz ve sürdüreceğiz.  

    Ancak içinde yer aldığımız yeşil hareketin çok büyük bir sorunu var ve bu sorunun oluşmasında ve çözülmesinde hepimizin sorumluluğu var. Hareketimizin siyasi arenada birlikte çalışma yürüteceği bir muhatabı yok ve bu muhatapsızlık, hareketin gelişememesine ve sürekli patinaj yaparak yerinde saymasına, hareketin içerisindeki bireylerin de umutsuzluğa kapılmasına neden oluyor.

    Birçok kişi ana muhalefet partisinden bir çaba bekliyor, ancak politik olarak onun öncelikleri arasında bu konular yok ve ülke çapında yürütülen hemen hiçbir mücadelenin içerisinde CHP yer almıyor. Süreç içerisinde teorik düzeyde CHP ile görüşmeler yürütmemize rağmen, birlikte hareket etmek için bir kararlılık göremedik.  

    BDP/HDP, örgütsel olarak önerdiğimiz birçok uygulamayı yapılarına aşılasa da, kimlik siyasetini her şeyin önüne koyarak ekolojinin üstünü örtüyor, kentleşme ve modernleşmeyi artırıcı yerel yönetim uygulamalarıyla eleştirdiği kapitalist sistemin bölgedeki genişlemesini besliyor.

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ise, kuruluşunda ve gelişiminde yaptığı örgütsel hatalar nedeniyle hareketten tamamen kopuk bir görüntü sergiliyor. Kitleselleşmediği için de tabanını yansıtmayan makropolitik çabaları havada kalıyor, kendi siyasetine hizmet etmiyor.

    Yerel ölçekte birliktelikler sergilediğimiz ÖDP ise, yeniden birlikte kuruluşu işaret etse de, üzerine oturduğu ismin beraberinde getirdiği yüklerden kurtulamamakta, merkez inşa etme düşüncesinde ısrar ederek çoğulcu düşüncelerle çelişmekte ve eskimiş teorisinin dışına çıkamamaktadır.

    Gezi direnişi sonrası kurulan Gezi Partisi ise, birçok yeni siyasi oluşum gibi, kendisinin ortaya çıktığı ortamın oluşması için verilen mücadeleleri içselleştirememiş, her şeyin kendisi ile başladığı algısını “yeni” oluşunu pekiştirmek üzerine kullanmak istemiş, grafik yönü gelişkin ancak teorik yönü olmayan bir parti olarak görünmektedir.

    Sonuç olarak, yeşil hareket, bu seçenekler içerisinde kendisinin dinamiğini yansıtacak ve kendisinin de bir parçası olacak bir siyasi muhatap aramaktadır. Yeşil ve Sol Çalışma grubu olarak, bundan sonraki süreçte, bu arayışa ve gerekirse yeni bir muhatabın oluşumuna destek vereceğiz. Çünkü bu sorunun geldiğimiz nokta itibariyle ertelenemez nitelikte olduğunu düşünüyoruz. Hareketin içerisinde bizim gibi düşünenler ile bir araya gelerek, kararlaştıracağımız adımları birlikte atmak istiyoruz.

    Kadir Dadan

     

    Yeşil ve Sol Çalışma Grubu, 2 Mayıs 2014

MAKALELER

  • City of lights

    Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus posuere pharetra est, at scelerisque felis commodo nec. Nulla et quam in tortor porttitor fringilla. Praesent id euismod nulla.

     
  • Chicago's sunset

    Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Phasellus posuere pharetra est, at scelerisque felis commodo nec. Nulla et quam in tortor porttitor fringilla. Praesent id euismod nulla.

     
  • Yeşil ve Sol Dükkan

    Yeşil ve Sol Dükkân

    Yeşil hareketin içerisindeki insanlar olarak, zaman zaman genel değerlendirmelerde bulunmamız ve bunu kamuoyu ile paylaşmamız en doğal hakkımızdır. Hele ki başlangıçta ileri sürdüğümüz isim ve politik çerçeve, süreç içerisinde daha önce bizlere karşı çıkanlarca da benimsenmiş ve hatta bunun da ötesinde bayrak haline getiriliyorsa, bu hak bir zorunluluğa da dönüşür.  

    Her şeyin başında belirtmek gerekir ki, gelen tepkilerden anlaşıldığı kadarıyla konu “yeşil ve sol” ise bizler dükkân sahibi olarak görülmekteyiz. Bizim de buna itiraz etmemiz beklenemez. Bu dükkânı siyaset sokağına biz açmadık ama yerini ve ne satabileceğini biz tanımladık. Bu dükkân kendi içimizden gelen işletmecilerin elinde olmayabilir, hatta işgal edilmiş bile olabilir. Ancak bu dükkânın siyasi alanda durduğu yer ve hizmet etmek için tanımlandığı amacın ne olduğu gerçeğini değiştirmez. Dükkânı işletenler ya da işgal edenler, bu yere ve amaca uygun hareket ettikleri sürece, bu dükkân gelişir ve yayılır. Dükkânın sahipleri de, dükkânın içinde olmasalar dahi bundan memnun olurlar. Ancak dükkân bulunduğu yere ve amaca uygun hareket etmiyorsa, dükkânın çalışanları kadar, sahipleri de bundan rahatsız olur ve dükkânla ilgili her şey sorgulanır.

    Kabul etmek gerekir ki, siyaset sokağında durulan yer konusunda temel bir görüş ayrılığı yoktur. Zaten eğer genişleme düşünülüyorsa bu yerin üç metre daha merkezde, beş metre daha solda olmasının uygulama açısından büyük bir önemi de yoktur. Başlangıçta bu yere itiraz edenler, daha sonra kendi tanımladıkları yeri terk etmiş ve bu noktaya gelmiştir. Dolayısıyla sorun yer seçiminde değil, o yerin üzerinde ne yapıldığındadır.

    Ancak bunun dışında her konuda görüş ayrılıkları mevcuttur ve başından beri bizler hizmet edilen amaca uygun olmayan davranışları ifade etsek de, hatalarda ısrar edilmiş ve bugün bu noktaya gelinmiştir. Peki nedir bu hatalar ve ısrarlar?

    Birinci ve temel hata, dükkânın kuruluşu ile ilgilidir. Dükkân, kendisini ayakta tutacak sayıda “ilgili”, “duyarlı”, “hareketli” müşteri ile temas edilmeden, dolayısıyla müşterilerin ne dediği, ne istediği ortaya konmadan aceleyle açılmıştır. Daha kötüsü, o müşterilerin aynı zamanda dükkânın ortağı olacağı bir süreç de izlenmemiştir. Daha da kötüsü, tabandan gelerek kurulması gereken bir parti, tavandan kurulmakta ve tavanda kalınmakta ısrar edilerek, takma akılla elde ettiği yeşil ve sol kimliği cepten düşürmüştür.

    Öyle olduğu içindir ki, ortaya çıkışında gölgede kaldığı Gezi direnişi sürecinde, kendisini cümle âleme gösteren tabana hiçbir yanıt üretememiş ve ortalıkta “gezi”nmekten öteye gidememiştir.

    İkinci büyük hata, dükkânın dış tasarımında Avrupa kökenli bir tanımlamaya gidilmesi ve Avrupa Yeşillerinin Türkiye’deki politik belirleyiciliğine direnç göstermeyen, aksine onların popüler  makropolitik görünümünden nemalanmaya çalışılan bir politik çizginin izlenmesidir. Biz iklim değişikliğinin gerçekleri karşısında, kapitalizmi içeriden dönüştürmeye yönelik politikaların eninde sonunda iflas edeceğini ve uzun vadede yeşiller ile sosyalistlerin birlikteliğinin şart olduğunu ileri sürmüştük. Almanya Yeşilleri özelinde bunun Sol Parti ile koalisyon fikrine açık olmayı gerektirdiğini çeşitli defalar dile getirdik. Keza Avrupa Yeşillerinin Türkiye’deki politikalarında Ak Parti’yi destekleyen davranışlarını da eleştirdik ve ılımlı İslam gözlüklerini çıkarmalarını istedik. Bunun da ötesinde başından beri Türkiye’ye özgü bir yeşil parti istedik, Avrupa Yeşil Partinin kötü bir kopya versiyonunu değil. Ancak parti bu dirayeti gösteremedi ve Avrupa Yeşillerinin yanlış politikalarının faturasını, hem Avrupa, hem de Türkiye’deki tabandan uzak kalarak ödedi.   

    Üçüncü hata dükkânın temel satış ürününün ne olacağına doğru karar verememek olmuştur. Başlangıçta “ekoloji merkezli” olarak belirlenen bu ürün, EDP ile birleşme sonrasında tamamen ortadan kalkmış, yerini dört “adalet”e bırakmıştır. Kabul etmek gerekir ki ekolojiyi akademik olarak anlatmak kolaydır, ama politik olarak benimsetmek, hele Türkiye toplumu için neredeyse imkânsızdır. Biz ise başta üç etkinlik alanı tanımlamıştık; sermayenin genişlemesinin durdurulması, özgürlük alanlarının genişletilmesi ve yaşam biçimi değişikliğinin kendimizden başlayarak çevremize yayılması. Daha sonra ise dört değer üzerine politikanın inşa edilmesini önerdik; doğa, emek, barış ve demokrasi.   

    Bugün güncel olarak yapılan dördüncü hata ise, bu ilk üç hata hiç olmamış, parti zamanında çok büyümüş, şimdi gerilemiş gibi davranarak, partinin mevcut halinin nedeninin başka bir yapı ile olan ilişkinin biçiminde ve içeriğinde olduğu savını ileri sürmektir. İlgili yapının iyi günlerinde bayraktarlığını yapıp, zor günlerinde bileşenliğinden ayrılmanın, saygınlık anlamında yeşil harekete de ağır bir faturası olacaktır.

    Sonuç olarak, helva, helva diyerek ağız tatlanmadığı gibi, yeşil ve sol, yeşil ve sol diyerek de yeşil ve sol olunmuyor.

    Biz her koşulda başlangıçta çizdiğimiz çerçevede, yeşil ve sol bir hareket için fikir üretmeye, deneyim geliştirmeye, tabanda birliktelik örmeye devam edeceğiz.

     

    Kadir Dadan – Ender Eren

JSN Megazine template designed by JoomlaShine.com