yeşil ve sol

 
 

Anasayfa           Haberler           Belgeler          Buluşmalar         Mücadeleler           Bağlantılar

 
         
 

Doğa ve Politika söyleşileri devam ediyor:Halk Meclisleri için doğru ölçek mahalleler

Erdek Yeşil ve Sol Çalışma grubunun ev sahipliğinde devam eden Doğa ve Politika söyleşilerinin ikincisi Halk Meclisleri (Bursa Halk Meclisi ve Yerel Seçim Deneyimi) konusunda, Yerel Seçimlerde Birlikte Başarabiliriz Platformunun Bursa Büyükşehir Belediyesi Adayı olan İkbal Polat ile yapıldı. Yerel Seçim çalışmalarının koordinatörlüğünü yapan Şenol Gül'ün katılımıyla gerçekleştirilen söyleşide halk meclislerinin bireysel katılım temelinde mahalle düzeyinde kurulması, ilçe ve il düzeyinde ise bireysel katılımların yanı sıra daha çok kurumsal katılımlarla konsey yada sosyal forum benzeri oluşumların kurulması görüşü benimsendi.

Doğa ve Politika söyleşileri iki haftada bir aynı yerde değişik konu ve konuklarla devam edecek. Gelecek söyleşinin konusu doğrudan demokrasi konuk ise Ocaklar halkından Ahmet Yaşar. Doğa ve Politika Söyleşileri Bülteni için bağlantıya sağ tıklayıp farklı kaydediniz

 

Doğa ve Politika söyleşileri başladı:GDO açların karnını doyurmuyor, şirketlerin iştahını açıyor!

Erdek Yeşil ve Sol Çalışma grubunun evsahipliğinde başlatılan Doğa ve Politika söyleşilerinin ilki “Tarımda Yol Ayrımı: GDO’lu Tarım mı? Organik tarım mı?” başlığında yapıldı.  Yeşil ve Sol Çalışma Grubundan Kadir Dadan’ın kolaylaştırıcılığında doğanın içerisinde, grubun Ocaklar Beldesindeki yeni oluşturmaya başladıkları Bağbahçe’de 11 temmuz Cumartesi günü yapılan söyleşiye, konuk olarak Ziraat Yüksek Mühendisi ve GDO karşıtı aktivist  Arca Atay katıldı. Bursa’dan Doğader ve Ekoder üyelerinin yanı sıra, Paşalimanı Adası, Bandırma, Erdek ve Ocaklar’dan gelen 30 kişinin katılımıyla gerçekleşen söyleşide, Bakanlar kurulunda imzaya açılan Biyogüvenlik yasa taslağında getirilen düzenlemelerin tarımı nasıl etkileyeceği ele alındı.

GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizma)’ların, bir bitki türüne, başka bir bitki, hayvan yada bakterinin gen ya da gen grubunun, genetik mühendislik yoluyla aktarılmasıyla oluştuğunu açıklayan Arca Atay, konuşmasına GDO’lu tohumlardan elde edilen mahsullerin, ithalat yoluyla özellikle Bandırma limanı kullanılarak ülkemize girdiğini belirtti. Firmaların kazançlarını arttırma yolu olarak ithal edilen GDO’ların, ithalatı ile ilgili yasal düzenlemelerin gizlice yapıldığını ve Türkiye’nin gen çeşitliliğinin araştırma ve geliştirme tekelini elinde bulunduran şirketlerin iştahını kabarttığını belirten Atay, kamuoyunu bu konuda bilinçlendirmenin öneminden bahsetti.

GDO’ları meşru göstermek için ileri sürülen savların başında açlığı sona erdirmek olduğunu dile getiren Atay, bu savı çürütecek en önemli gerçek olarak “Dünyadaki açlığın nedeni, Birleşmiş Milletler verilerinde de belirtildiği gibi üretim yetersizliği değil bölüşüm adaletsizliğidir” dedi. GDO’lu tohumların daha az ilaç ve gübre kullanımına yol açacağı savının zaman içerisinde geçersiz kaldığını ifade eden Atay, son 13 yılda 1 milyon hektardan 125 milyon hektara ulaşan GDO’lu tarıma rağmen, açlık çeken insan sayısında herhangi bir azalma olmadığının altını çizdi. Atay konuşmasını şöyle sürdürdü; “Aslında beslenme yetersizliği çeken birçok ülkede ürün fazlası var. GDO üretimi yapan şirketler çoğunlukla açlık çeken ülkelerin ihtiyaçları üzerine çalışmıyorlar, GDO üreten firmalar 3. dünya ülkelerinin ürünlerini fiyat maliyet sarmalı ile dünya pazarında daha da güçsüz kılıyor bu da açlığın yardımlarla sürdürülebilir bir hale gelmesinden başka bir işe yaramıyor.”

GDO’lu tarımın bütün canlı yaşamı için önü alınamaz bir tehdit olduğunun altını çizen Atay, gerek dünya ölçeğinde gerekse Türkiye ölçeğinde bu riski göze almamızı gerektiren bir açlık ve kıtlık sorunu ile karşı karşıya olmadığımızı vurguladı.

Atay, 2004 yılında kendisinin de içinde yer aldığı aktivistler tarafından kurulan GDO’ya Hayır Platformunun, zaman içerisinde kurumsal destekler alarak genişlediğini ve Türkiye çapında etkinlikler düzenleyerek, halkı GDO’ların olası etkilerine karşı uyarmaya çalıştığını dile getirdi. Platform olarak geçtiğimiz yıl içerisinde biyogüvenlik ile ilgili bir yasa tasarısı hazırlayıp meclise ilettiklerini, ancak geçtiğimiz ay içinde Bakanlar kurulunda imzaya açılması söz konusu olan taslağın, platformun önerisinin aksine GDO’lu mahsullerin ithalatını ve GDO’lu tarım etkinliklerini serbest bıraktığını, bu nedenle ekim ayı içerisinde bir miting düzenleyerek, hazırlanan yasayı protesto edeceklerini belirtti.

Türkiye’nin sağlıklı ve yeterli gıdaya erişmek için GDO’lu tarım yerine organik tarımı tercih etmesinin daha doğru olacağını ifade eden Atay, organik tarımın istihdam yaratıcı etkisine de dikkat çekti. GDO’lu tarımın serbest bırakılması halinde aynı bölgede organik tarım yapılmasının pratik açıdan mümkün olamayacağını ifade eden Atay, Türkiye’nin bu anlamda bir yol ayrımında olduğunun, GDO’lu tarımı tercih etmesiyle birlikte kırsal alandan kentsel alana olan göçün süreceğinin ve daha da şiddetlenebileceğinin altını çizdi.

Daha sonra yapılan ortak tartışmada, organik tarım konusunda çiftçilerin ön yargılarının ve bilinçsiz tutumlarının kırılabilmesi için bilinçlenmesi kadar, bir iç pazar talebi oluşabilmesi için tüketicinin de bilinçlenmesi ve örgütlenmesi gerektiği dile getirilirken, marketlerin tüketim üzerinde GDO’lu ürünlerin tüketilmesini artırıcı etkisine dikkat çekilerek, kentlilerin kırsal alanda yaşayanlarla doğrudan temas kurarak talebini aracısız olarak karşılamasına yönelik girişimlerin yaygınlaştırılmasının üzerinde duruldu. Küba örneğinden yola çıkılarak, herkesin tarımsal üretimin bir parçası olmasının, dönüşüm dinamiğinin başlatılması açısından önemine vurgu yapılırken, kent bahçelerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması dile getirildi. Organik tarım üretimi, dağıtımı ve tüketimi konusunda tekrarlanabilir bir örnek oluşturmanın öneminin altı çizilirken, bireysel çabalardan ve ticari kaygılardan ziyade, ortaklaşmaya ve dayanışmaya yönelik bir kültürün geliştirilmesinin önemi vurgulandı.

Doğa ve Politika söyleşileri iki haftada bir aynı yerde değişik konu ve konuklarla devam edecek.

BELEM EKOSOSYALİST AĞI TOPLANTISINA TÜRKİYE RAPORU SUNULDU
"Başka Bir Dünya Mümkün" sloganıyla Brezilya'nın Amazon Yağmur Ormanları Belem (Para) kentinde düzenlenen ve Latin Amerika kıtasındaki Kızılderili halklara adanan 9. Dünya Sosyal Forumu ile eşzamanlı toplanan Belem Ekososyalist Ağı'na Türkiye Raporu sunuldu. Raporda; 1980'den günümüze ekososyalist hareketin kökenleri irdelendi, ekososyalistlerin hem Türkiye’de hem de bölgede daha etkin mücadele araçlarını geliştirmesi için etkin iletişim araçları ve faaliyetleri örgütleme zorunluluğu ve sorumluluğuna dikkat çekilerek birleşme çağrısı yapıldı.                          http://www.ekolojistler.org/belem-ekososyalist-agi-toplantisina-turkiye-raporu-sunuldu-2.html

SU HAKKI İÇİN HAREKETE GEÇELİM

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, Mart ayında İstanbul'da gerçekleştirilecek Beşinci Dünya Su forumuna karşı halkı harekete geçmeye çağırıyor. Bir çok meslek odası, sendika, siyasi parti, sivil toplum kuruluşu ve örgütün desteklediği platform, miting ve çeşitli protesto gösterileri düzenleyecek.  http://suplatformu.net

DÜNYA SOSYAL FORUMU BREZİLYA'NIN BELEM ŞEHRİNDE TOPLANDI

http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/112205/binlerce-aktivist-brezilyada-dunyanin-sorunlarini-tartisiyor